İyi ki doğdun Vişne Tadında.
Günler yavaş yıllar çabuk geçer derler ne kadar doğru.Ne kadar çok yaşandı bitti blog açıldığından beri..Blogu açmadan önce bloglarla pek ilgim yoktu itiraf etmeliyim.
İlk heyecanları çok net hatırlıyorum.
İlk izleyici heyecanları
İlk yorum heyecanları
Tepkiler..
Yeni blog yazmaya başlayanlar durumu daha da net anlar.
Blog kelimesini alışık olmadığım yerde gördüğümde sanki adımı afişlerde falan görmüşcesine sıçrar buluyodum kendimi.-ki hala daha öyle.
Gençliğim elden gidiyor! diye daha başka uğraş bulma çabaları da böylece son bulmuştu.Tamam; beklediğim şey ,yapmam gereken buymuş dedim.

Blog yazmak rahatlatır.
Yanlız olmadığını hissettirir çünkü.Seni gibi yazan,okuyan birçok insan var ve hemen hemen aynı düşüncelere sahip,aynı zevklere sahip insanlarla iletişim içinde oluyorsun.

Julie&Julia beni blog yazmaya ilk iten oldu.Tam 1 sene önce bugün dağınık masamın üzerinde birkaç haftadır izlenmeyi bekleyen bu filmin hayatıma bu denli etkisi olucağını bilemezdim.
Yemek üzerine olan bu film hayran olduğu aşçının tariflerini 1 yıl içerisinde bir proje şeklinde uygulayarak bloguna aktaran bir kadını (Julie) ve hayran olduğu kişinin(Julia) hayatını anlatıyor.Bugün bu filmi bir kere daha izleyince blogluk o kadar olay olmadığını farkettim ama o zaman etkilenmişim ki iş bu noktalara gelmiş.

Neyse lafı fazla uzatmıcam.
Bu sene içinde en sevilen birkaç postu yazarak kapıyım :)



PS: Aramızda çok derin bi dostluk olan canım arkadaşım Nameless ve çok renkli dolu dolu bi blogu olan Blush beni mimlemiş.Mimin konusuysa ‘bi blog hikayeniz var mı’.Ne tesadüf ki o sormadan ben anlatmışım.Teşekkür ederim kızlar.
O zaman bende geleneği bozmadan birilerini mimliyim :)

Leave a Reply